Duyuru:

Açıldık hayırlı uğurlu olsun herkese...

Jackie-poster
  • Eren Can
  • 613
  • Ocak 21, 2017
  • 0
  •  4

Jackie Film Yorumu

Henüz 40 yaşında olmasına karşın oldukça usta işi bir filmografi inşa eden Şilili yönetmen Pablo Larrain, geçen sene Oscar ödülünü kazanan Spotlight ile benzer mevzuyu dile getiren ama ondan çok daha vizyoner, sinematografik ve sert bir film olmayı başaran El Club’a imza atmıştı. 2016 yılında iki ayrı biyografik filmle karşımıza çıkan Larrain, “Neruda” filmimizde Şili’nin unutulmaz figürlerinden komünist şair, yazar, senatör Pablo Neruda’nın hayatını dış ses anlatısı, vakit – mekan algısını yok eden yenilikçi kurgusu ve sinematografik tercihleriyle şiir gibi bir anlatıya dönüştürmüştü. Larrain, ilk İngilizce filmi Jackie’de ise tıpkı Neruda’da bulunduğu gibi esasında Hollywood şablonunda olan bir öykü üzerinden ilerlerken kendi arthouse sinemasının kodlarından görsel ve kurgusal açıdan ödün vermeyen bir yönetmenlik sergiliyor.

 

22 Kasım 1963’te Dallas’ta bir suikast sonucu öldürülen A.B.D’nin 35. başkanı John F. Kennedy’nin eşi, Jacqueline Lee Bouvier Kennedy,  ‘Jackie’nin suikast sonrasındaki ruh haline ve sarayda yaşanmış olan değişikliklere yoğunlaşan film, Amerikan siyasi tarihinin en ikonik “first lady”sinin nevrotik bir portresini yer yer hüzünlü, öfkeli, kırılgan, tedirgin edici, stresli ve yabancılaştırıcı bir etkiyle gözler önüne seriyor. Jackie’nin “first lady” bulunduğu zamanlardaki gösterişi seven hayatıyla, suikast sonrası kocasının mirasını siyasal akbabalara karşı korumaya çalışan tavrını çizgisel olmayan bir kompu düzleminde izah eden Larrain, sinematografiden müzik kullanımına, sanat yönetiminden kostüm tasarımına kadar Jackie’nin çalkantılı dünyasını başarıyla yansıtan bir işçilik sunuyor.

 

Jackie, Oscar sezonu için konuşulsa da geleneksel bir Hollywood biyografisi değil. Jackie’nin first lady olmadan önceki hayatına dair verilere haiz değiliz, Kennedy ve Jackie içinde tanışma, romantizm gibi klasik sahneler yok, ya da yükseliş ve düşüş şeklinde klasik bir öykü örgüsü bulunmuyor. Natalie Portman’ın kariyerinin en iyi performansından güç alan, Jacqueline Kennedy’nin konuşma kalıpları ve tonlamaları üzerine titizlikle çalıştığı belli olan, beden diline odaklanan bir karakter portresi var. Dolayısıyla Jackie filminin Oscar ödüllerinde Portman’ın adaylığı haricinde en iyi film ve yönetmen gibi kategorilerde konuşulmaması klasik kalıpların dışına çıkamayan Akademi’ye göre şaşırtmayan bir karar. Öyle ki, Jackie’nin hikayesinin başına Steven Spielberg getirilseydi classic biyografik film şablonlarının dışına çıkmadan ilerleyen, muhtemelen de Amerikan bayrağının dalgalandığı bir finalle sona ererek Akademi üyelerini mest edebilirdi! Tabii, o zaman Jackie bu kadar iyi bir film olabilir miydi, tartışılır.

 

Jackie: Pablo Larrain’in Yönetimiyle Özgünleşen Bir Karakter Trajedisi

 

Jackie’yi adeta diken üstünde bir ruhsal stres benzer biçimde izletmeyi başaran Larrain, özünde klasik hikayeleri yönetim-sinematografi-kurgu-müzik bileşimindeki köktencilik tercihleriyle bambaşka bir boyuta getirerek beyaz perdenin iyi hikaye anlatmaktan ibaret olmadığını, “yan dallar” olarak görülen tekniğin temelinde sanat niteliği taşıyacak bir filmin iskeletinin temel taşlarından olduğunu gözler önüne sermeye devam ediyor. Under the Skin (2013)’deki benzersiz notaları hala kulağımızda çınlayan müzisyen Mica Levi, Jackie’de de daha ilk sahneden itibaren piyano ve marşları karıştırdığı deneysel ezgileriyle filme çok farklı bir ruh durumu getiriyor. Un Prophete (2009), Captain Fantastic (2016) ve Elle (2016) benzer biçimde görsel anlamda birbirinden oldukça farklı filmlerin görüntü yönetmenliğine imza atan Stephane Fontaine, Jackie’de oluşturduğu mat dokuyu bol bol kederin acısını ifade eden yakın planlarla desteklerken araya soğuk genel planlar atıyor, siyah beyaz flashback sahnelerine belgesel dokusu getiriyor ve suikast hemen dolambaçlı kamera kullanımıyla gözetleme hissi yaratıyor. Özellikle suikast anını yüze sıçrayan kan, parçalanan beyin benzer biçimde şok edici detaylarla gösteren Larrain, anca Gaspar Noe filmlerinde görebileceğimiz bir sahneyi hiçbir vakit göremeyeceğimiz Hollywood biyografilerine -savaş filmleri hariç- yürekli bir şekilde yedirmesiyle takdiri hak ediyor. Öyle ki, Jackie’nin parlak pembe elbisesine kocasının kanı sıçramış halde ağlayarak yüzünü ve saçını temizlediği an nutkumuz tutuluyor.

 

Natalie Portman, arşiv görüntülerinden Jackie’yi çok iyi etüt ettiği belli olan üstün performansıyla Oscar ödüllerinin favorisi olduğunu hatırlatırken destek oyuncuların da kısa ama etkili performansları gözden kaçmıyor. Danimarkalı aktör Caspar Phillipson, adeta Kennedy’nin mezarından kalkıp geldiğini hissettiren bir gerçekçilikte ve benzerlikte karşımıza çıkarken, Kennedy’nin yerine gelen başkan Lyndon B. Johnson rolündeki John Carroll Lynch, antipatik performansıyla göz dolduruyor. Usta aktör John Hurt rahip rolünde gözüktüğü sahnelerde etkisini meydana koyarken, Peter Sarsgaard, Billy Crudup ve Greta Gerwig de filmin tarihi dokusu içinde sırıtmıyorlar. Özellikle Sarsgaard’ın Bobby Kennedy rolünün süresi birazcık daha uzun olsa bir yardımcı adam oyuncu adaylığı gelme ihtimali olabilirmiş.

 

Jackie, Amerikan siyasi tarihinin en ikonik first lady’sinin ağlatısal yaşam öyküsünden bir kesiti Larrain’in aykırı yönetimi ve Natalie Portman’ın muazzam performansıyla birleştiren hüzünlü, öfkeli, cesur, tedirgin edici ve yabancılaştırıcı bir karakter portresi.

 

Eren Can

Yazar: Eren Can #administrator


Tüm Yazılarına Git

YORUM YAP


BU YAZIYA 0 YORUM YAPILMIŞ